Kainat insan için bir kaostur. Tüm var olanlara yüklem olan için ise bir ayna, bir sahnedir. Belirlenmiş parametler sahnenin inayeti ile bir araya gelir. Karbon atomlarının bir araya gelişi, organik proteinlerin yaşamın kütüphanesini oluşturması ve abiyogenezin zuhur etmesi… Yaşam, tevafuklar halkasının merkezinde bulunan bir şeydir. Yaşam harekettir. Sahnenin iyi veya kötü öznesi, kutsal katarsis dramasına feyz veren ruhtur. Yaşam tüm sureti hareket ettirmiştir ve suretten önce yaşam vardır. Tasavvurumuzda duyguları mezcettiğimiz o kutsal öz, bütün müfret kainatı hareket ettiren yaşam ruhunun aklıdır.

Tevafukların künhündeki hikmet suretle sınırlı kalmaz. Tevafuklar fikirler ve ideolojilere de dokunaklı bir şekilde sıçrar. Suretin hareketi onlara da yön verir. Fikirler ideolojiler büyük sahnenin parçasıdır. En genel itibarla sahne vehim ile burhanın savaşından ibarettir. En müteşeddit nazarla vehim; varlık seviyesinin müşekkek bir şekilde artmasından duyulan hazzın hakikat olduğunu zannetme düşüncesidir. Oysa bu artış eksiği tamamlama, zaten bir kaybın telafisidir ve varlığa yüklem olan hakiki varlığın ihtiyacı değildir ve dolayısıyla hakikat olamaz. Hazzın hakikat olmadığı aşkın muhteşem eritici nuruyla ortaya çıkar. Gerçek bir aşk o kadar güçlüdür ki bu vehimden geriye hiçbir şey bırakmaz.

Burhan merhametlidir çünkü bütün var olanların yanılgılarını çözümler. Analitik ve empatiktir. Öfkesi özneye değil vehime, ademiyetedir. Burhan tüm yanılgıları çözümler ve geriye burhandan öte bir şey bırakır. Burhan ondan çıkmıştır ama ondan ayrı değildir. İşte bu zeminin ulvi ahlak hali sahnenin protogonisti yani ana karakteridir. Daha doğrusu ana karakterin mottosudur. Ana karakter ise bu zemini açığa çıkarmak, vehmin sıkıştırıcı, yozlaştırıcı girdabından çıkarmak için vaz edilen, belirlenen yaşam pratiğidir. Antagonist yani kötü karakter ise kişiyi zeminden uzaklaştırmak insanlığını kaybettirmek beşerliğe rucü ettirmek için vaz edilmiş yozlaşma eylemleridir.

Protogonistin en zirvesi anadolu sufizmidir. Yalın ve doğa içinde olan, kişiyi ahlakın en ulvi makamına götüren bir yoldur.

Antagonistin en zirvesi ise kabalist okülitizm ve türevleridir. Zeminin tam zıttındadır. Tasavvurumuzun ulaştığı en korkunç yoldur.

Her iki arketip gereklidir. Sahneyi belirgin ve dokunaklı kılar. İki arketip kainatın anlamını genişletir ve fena makamına ulaşan ruhların zatında huzuri bir keyif sunar. Bu genişleyen anlam, yani müfret kainat tasavvuru hududların kafesinden kurtulan özneyi öyle mesut eder ki kainattaki hiç bir hal bu kadar güzel değildir.

Ölmeden bu hale ulaşanlara selam olsun.