Tâcirlik Tarihi ve Kâmil Tüccâr

-Muhammed Emre El-Vakfi

Tâcirlik önce gönüllerde başladı. İnsanlar kendi arasıda maddi unsurları alicenap iradeleri ile hareket ettirerek, sosyal yapıları içindeki asabiyet denilen mânevi sermayelerini artırıyorlardı. Kalıplar yoktu sınırlar yoktu. Malumat yoktu. Sistem küçük dalavere küçüktü. Holosen iklim kuşağından önce yerleşik bir takas sistemi yoktu. Tâcir cesurdu yiğitti. Haramilere barbarlara karşı kılıcını keskin tutar aklında ve ilminde pek bir şey tutmazdı.

“Feedback”lerden beslenen insanlık teknoloji mirası yazı ve ulaşım ilminde ilerleyince para kavramı ortaya çıktı. Para enformasyon ve ulaşım unsurlarının birleşiminden meydana gelen soyutlama gücünün ekonomideki tezahürüydü.

Holosen ile birlikte insanlar yerleşik yaşamın numunelerini yeryüzünde peyder pey hissettirmeye başladılar. Yabancıya karşı takas gerçekleştirildi. Takas kendine ve başkasına karşı bir yabancılaşma eğilimiydi. Samimiyet ölçülüp biçilmiş niceliksel bir kefeye koyulmaya başlamıştı. Maddi ilişkiler kritik edilmeye başlandığında para icat oldu.

Para bir sömürme aracıydı ve otoriteye ihtiyacı vardı. İlk başlarda bu otorite sümerler gibi uygarlıklar olarak zuhur etti. Krallık altın karşılığında parayı bastı ve değeri belirledi. Şiddet gücü ekonomiye yön vermeye başladı. Buğday insanı yozlaştırmıştı. Otorite ve gücün altına giren değer yetkileme yetkisi beşerliğin normlarına göre hareket ediyordu. Ne kadar korku o kadar değer demekti. Ne kadar korku o kadar güven demekti. Beşer için ölçü buydu. Cengizhan İmparatorluğunda bu mütekâmil bir şekilde yaşanmaya başlandı. Şiddet gücü kağıt yaprakları basıyor, devlet yiyeceklerin bozulmasını engelleyen tuzu satın alıyor ve halka fahiş fiyatlardan satıyordu. Cengizhan’ın kağırdına karşı duyulan bu haşyet devletin yıkılışıyla sona erdi. Çünkü kimse İbni Haldun’un döngüsünden kaçamazdı. Günümüzde kaba gücün piyasayı domine etmesi babından Çin’i örnek gösterebiliriz. Devlet kapasiyesi üretim gücü, tasarruf gibi multifaktöriyel unsurlarla birleşince ekonomik hacmi büyük bir devlet ortaya çıkıyor.

Bir diğer cihetten ekonomik tahakküm aracı cazibe gücüdür. Sinema televizyon ve akademi koridorlarında kurulan bu sistem mutlaka sert güç ile de desteklenmelidir. İnsanlar bu güce iman ederler. Müesses nizam hiç yıkılmayacak gibi bir hisse kapılırlar. Beşerin nazarından bu cihet böyle vucüt bulur. Cazibe itaate dönüşür. Hatta  bazen beşer hissettiği sert güce cazibe kılıfınıda sokar. Belki de genelde böyle olur. Yine de cazibenin etkisi göz ardı edilemez. Heva ve zevk cazibenin cevheridir.

Zaman geçtikçe insanlık hadarileşmeye başladı. Entegre olmuş küresel dünyada ticaret artık bedevi cesareti ile değil, hadarinin enformasyon kritiği gibi meziyetlerine bağlanır olmuştu. Hakim tepe bu hadari ticaret usulünü geliştirdikte sonra tüm dünyayı sömüreceği bir aracı hududsuz bir şekilde kullanmaya başladı. Zamanla artan ve haciz konusunda sert uygulamaları olan borç… Bankacılık ve faiz…

Tahakküm aracı faiz üzerinden tertip edilmiştir. Ruhsuz katı kuralcı bir borç aygıtı olan bankalar hem alacaklıyı uzun vadede hem de borçluyu ani bir sefalete sürüklemektedir. Bir düşünün eğer afrika ülkeleri zamanında kalkınsaydı ürettikleri yüksek teknolojik ürünler dünyayı nereye götürürdü? Avrupa ülkelerini etkileyen göçmen akını okur muydu?

Merkez-Çevre dikotomi nazariyatı nâkıs bir nazariyattır. Tıpkı bir adamın bahçesinin tamamını sulaması bahçenin bir kısmını sulamasından iyiyse, dünyanın tamamının kalkınması bir kısmının kalkınmasından daha iyidir. Şuan kalkınmamış bir afrikanın cezasını çekmekteyiz. Çin’e ve ekolojiyi katleden fabrikalara bağımlı durumdayız. Afrika kalkınsaydı belki de dünya genelinde ekolojik üretimi başlatacak rekabet ortamı bulabilirdik. Katledici acımasızca cezalandırıcı borç, gelecekteki potansiyel ortakların yitimi demektir. Acımasız borç, kısa vadeli kârın uzun vadeyi tüketeceğini bilmemek demektir. Claustwith’in sürtünme kavramını iyi tahkik etmemek, geleceğin süprizlere açık olduğunu akıl etmemek demektir.

Bağımlı olduğumuz en mühim husus; kendi hevamıza bağımlılığımızdır. Daha fazla mal ile daha fazla kadın ile dünyada ve ahirette huzurlu olabileceğimizi düşünüyoruz. Tüö ekonomik programlar bunun üzerine inşa edilmiş. Tüm ekonomistler rakamlara bakıyor. Daha fazla büyümeye, daha fazla ekonomik hacme ve bütün bu niceliklere… Halbuki mânâ cevherine bakmak lazım. Feleği idare eden mütekâmil ahlak cevheri senden mi? Değil mi? Rahmanın nazarıyla bakıldığında sen ve medeniyetin ne halde? Mutlak varlık mânâsı eylemlerinle paralel mi? Bu paralellik insan olma mânâsını kemâle erdirir. Eğer mutlak varlık mânâsıyla paralel bir yaşantın veya devlet başkanı olarak politikan yoksa ülken bir medeniyet değil barbarlık ve terör organizasyonudur. Kendi içinde mutlak varlık mânâsından izler taşımıyorsan insan değil, daha insan olamamış beşersindir.

Mutlak varlık mânâsı ne midir? Ona selbiyet titizlikle teorik ve pratik olarak uygulandığında ulaşılır. Teoride tüm vehmi şeylerin hakikati olmadığını bilirisin. Kibrin bir hakikati yoktur. Çünkü bir müreccih olmadan seçim yapamayan insanın kendine mal edeceği bir meziyeti yoktur. Gaddarlık başka bir nefise temas edememenin getirmiş olduğu empatisizlik, bir tür cehalettir. Fuhşiyat şehvetini ontolojik olarak mânânın önüne geçiren bir vehim, şehvetinin üzerine anlam inşası yapan harabat kibridir.

İnsan kendine dair bu gerçekleri bilirse özgürleşir, suretin esaretinden kurtulur hududları yırtar ve selbiyet yolunun ona sunduğu tertemiz dingin ruh düzlemine ulaşır. İlm amele ve ihlasa dönüşürse beşer artık insan halini almıştır.

İnsana dönüşen beşer artık kontrolcü olmaz. Yapılması gerekeni yapar. Kalbinde oluşan yakine teslim olmuştur. Bilir ki felek bereket ile döner. Bilir ki kendi tehayyülü külli tahayyülün yanında hükümsüzdür. Çıkarı için doğruluktan şaşmaz. Söylediği yalanın ona veya çevresine bereketsizlik getireceğini bilir.

Kamil tüccar da böyledir. Bir cemaattir. Haberi aldığı ravi güvenilirdir. Enformasyonu hikmetle zihninde işler. Kalp gözüyle görür ve Rahman’ın kadere dokunuşunun ne olacağını sezinler. İleriyi ve ilahi planı görür kâmil tüccar. Amacı dünyalık ve daha fazla sureti elde etmek değil. Surete mânâ veren mütekâmil ahlak cevheriyle kendi iç dünyasını birlemektir.

İşte tüm enformasyonu öyle okur kâmil tüccar. Bilir ki bitip tükenmekte olan bir ülke, Allah’ı hakkıyla bilmeye başlayan bir medeniyet olma yolundaysa Allah kaderlerine bereket ihsan edebilir. Allah’ın Rahmeti kamil tüccâr için yitik ama sufi ülkeler için hem bir yatırım ödevi hem de gelecek için bir kıvılcım olabilir. Toprağa tohum eker ve ağaç olmasını içinden geçirir. Çünkü manevi feyzi içinde hisseder.

Kâmil tüccar teslimiyetçidir ama tembel değildir. Yapılması gerekeni yapar ama hesaplayamayacağı geleceği hesaplamaz. Bencil kaçışlar “Hot money”ler sabırlı kâmil tüccar için söz konusu değildir. Bilir ki kendi seçimleri hep bir akıştır kendi içinden çıkmaz. Kendini kainata tasarruf eden ilah mertebesine koymaz. Bereket için besmele çeker, dilinden ayetleri eksik etmez. Onun bu teslimiyeti akılsızlık ve irrasyonelizm değil rasyonel olanın ta kendisidir. Çünkü rasyonel olan felsefe, kainatı insanın yönetmediğini açıklamaktadır.  Kainat hak ile dönmektedir ve hakkın rızasına uygun insan, kainatın akışında kendine yer bulan bir öznedir.

“سبهانك لا علم لنا الا ما علمتنا انك انت العليم الحكيم”