Tefekkür Kavramının Vaz Edilmesi

Muhammed Emre El-Vakfî

Kavram Haritası:

           Tefekkür; Tekil eylemdeki hareketin zuhur’a etkisinin kavranmasıdır.

            Kamil Tefekkür; Zuhurun tamamen müfret bir şekilde kavranması bunun sonucunda tekil eylemdeki hareketin zuhura etkisini mutlak bir şekilde bilmeltir.

            Hendese; Mücerred bir şekilde nefsin hareket ettirici eyleminden soyutlanmış bir hareketin hesaplanmasıdır.

            Zuhur; Kainata içkin, müşekkek bir şekilde değişebilen anlam. Heyula’nın anlamı en düşük(hatta sıfır), bütün kainatın anlamı heyulaya nispetle en yüksek, maksimumdur.

            Varlık; Müşekkek bir şekilde değişmeyen sabit, kainattan aşkın bir anlam. Fakat bu basit anlamın nefs sahibi tarafından deneyimlenmesi müşekkek bir şekilde değişir. Varlığın mahiyeti değişmez, varlıkla eşit ve basittir fakat deneyimi dereceli olabilir.

            İlim dört çeşittir.

Birincisi varlık olmak babından varlığı bizzat müşahade etmektir. Ben bu ilme tasavvuf diyorum. Kainattan aşkın anlamı anlamaktır. Kainattan aşkın manayı bedenin ve ahlakın el verdiği ölçüde deneyimlemektir. Bu deneyim bedihidir. Kanıta dayanmaz. Herkes kendi zatında bu manayı bilir. Bu manayı en çok yokluğa nispetle bilir. Örneğin azizliğin manasını cahilane bir kibre sahip olana nispetle bilinir. Şefkatin manasını hevaya bağlı bir öfke’ye nispetle bilini,r. Nefs kendi zatındaki bu ulvi manayı varlık deneyiminden uzaklaşanlara nazar ettiği zaman yakından müşahade eder. Kendi zatında varlık manasını kâmil bir şekilde deneyimliyorsa, deneyimlemeyenlere baktığında anlayacağı fark daha fazla olur. Veyahut kendisi varlık manasının deneyiminden uzaksa varlık manasını deneyimleyen nefs sahibine temaşa ettiğinde kendi zatındaki eksikliği görür ve bir özlem çeker ve bazen bir aşka tutulur. Aşk bir varlığa duyulan bir özlemdir.

      Mevcut olanların tamamına yüklem olan hakiki varlık, nitelikten, nicelikten, mekan’dan soyutlanmıştır. Niteliğin, niceliğin, mekanın hakikati yoktur.

     Nitelik bir mevcudun sesi, kokusu, rengi gibi arazların nefs sahibi tarafından zihinde yorumlama yoluyla elde edilmesidir. Örneğin vahşi doğada kan gören atalarımız hemoglobinden yayılan dalga boyunu vahşetle yorumlamışlar hemoglobin dalga boyu zihnimiz tarafımdan kızıllaştırılmıştır. Aynı şekilde gündüzün güneşli gökyüzüne bakan atalarımız ferahlamış gökyüzünden yansıyan dalga boyunu zihin mavileştirmiş. Bir örnek daha vermek gerekirse çürümüş leşin kokusunu demeyimleyen atalarımız leşin kokusunu iğrenç bir şekilde zihinde yorumlamıştır. Yani ortada sadece yorum vardır tüm bu yorumlara, niteliklere “Anlamı ne?” sorusunu yönelttiğimizde bedihi olarak cevapsız kalırız. “Kırmızı’nın anlamı ne? Sarı neden sarı? Mavi olmanın anlamı ne?”

Nicelik ise sayıştan yani zikirden sâdır olmuştur. Zaman üstü bir düzlemde Mevla Teala hazretleri kendini saymış onun bu sayış eylemi birlikten çokluğu sudur ettirmiştir. Ama dikkat etmek gerekir. Sayış hakikat değil hakikati tâzimdir. Hakikate nicelik hulul ettirilirse şirk olur. Menzile giderken kullandığımız binektir. O halde niceliğin hakikati yoktur. “Amacı nedir?” sorusunu yönelttiğimizde sorumuz cevapsız kalır. “Beş in anlamı nedir? Kırk sekizin anlamı nedir? On beş trilyon doksan beşin anlamı nedir?”

Mekan ise müfret kainatın muhayyile tarafından bileşik hale getirilmesidir. Kainat aslında tek bir hikmetin tezahürüdür. Bu hikmet benim ıstılahımda zuhurdur. Kainata içkindir ve sınırı vardır hakiki hakikat karşısında zuhurun hükmü yoktur. Fakat bu tek hikmet muhayyilede parçalara ayrılabilir. Muhayyilenin bu müfret kainatı bileşik hale getirme işlemi mekan dediğimiz arazı zihinde üretir. Mekanın da bir hakikati yoktur. Bu konuda güzel bir manzume yazdığımı düşünüyorum:

“Eğer gerçekten seviyorsan dilberini, onun sarı saçları şefkatinde boğulmuştur. Göğsünden yayılan cezbedici misk kokusu sadrından çıkan azizlik karşısımda hükümsüzdür. Tüm zamanlarda tüm mekanlarda mevcut oluşu dilberin, tek bir deme sığmış, tek bir hakikat olarak gönlüne dolmuştur.”

İkinci ilm türü; varlığın çokluğu nasıl türettiğini delilleri bilmek, nefs gibi tümel mahiyetleri anlamak gibi şeylerdir. Bu ilme en genel tümel olan varlığın bizzat kendisini incelemeyen diğer tümelleri inceleyen ilim çeşididir ben buna felsefe diyorum.

Üçüncü ilm türü suretin ve kainata içkin olan müfret anlamın tamamını veya kainata içkin anlamın tekil bir parçasını anlama işidir. Kainata ve surete içkin anlam, suretten aşkın metafizik anlama göre sınırlıdır. Ve metafizik anlam gibi basit değil müşekkektir.

Bir arabayı düşünelim. Bu arabanın “yolda gitmek” olarak müfret bir anlamı vardır. Fakat aynı zamanda o arabanın parçası olan tekerin “kendi etrafında dönmek” olarak “yolda gitmek” e nispetle ve onun parçası olaral cüz’i bir manası vardır tâ ki arabanın en ufak zerresine kadar bu cüz’i mana devam eder. Heyula’da ise son bulur.

İşte burada tefekkür kavramı karşımıza çıkar arabanın tekerinin amacını tamamen bilmemiz için arabanın tümünü mutlak bir şekilde bilmemiz gerekir. Fakat arabanın tamamını bir yönden bilirsek arabanın tekerinin amacını da bir yönden bilebiliriz. Tasavvurumuz ne kadar gerçeğe yaklaşırsa tekerin tekil amacını da o kadar iyi kavrama olasılığımız artar.

Kısacası ne sofistlerin iddea ettikleri gibi tekil eylemlerin hiçbirinde hakikat ulaşılamayacağı doğrudur ne de modernistlerin iddea ettiği gibi tekil eylemler tümel kainat tasavvurundan kopartılıp üzerinde münferit bir hakikat iddeasında bulunulabilir. Tekil eylemler üzerindeki objektiflik ve subjektiflik dikotomisini red ediyorum. Kainat bir bütündür, bileşik olması düşünülemez ve muhayyiledeki tekillerin hakikati tefekkürle bir yönden anlaşılabilir eğer tekil zuhurun kendisine hiç katkısı yoksa yani tekilim tefekkürü ademse(yoksa) kainatım müfret tefekkürü burhan olarak bilinmeden de tekilin ademiyetinin burhanı bilinebilir ki bu aklen kabihtir.

Dördüncü ilm bir maddenin hareketini tamamen akli varlıkların etkisinden soyutladığımız hendese ilmidir. Bu ilm türüne vakıf olan kişininde diğer ilimleri az da olsa bilmesi gerekir yoksa ürettiği eşya bâtıla hizmet edebilir.

İlimlerin tasnifini ve tefekkür kavramını vaz ettik Allah hayırlı eylesin.